|
|
Yaşam Boyu Başarı Ödülü
Uluslararası İstanbul Caz Festivali, her yıl verdiği "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" ile Türkiye'de ve dünyada caz müziğinin gelişmesine yardım etmiş ve önemli katkılarda bulunmuş ustalara minnet ve saygısını sunuyor.
İlk kez 2002 yılında verilen bu ödülü şimdiye kadar şu isimler aldı:
Ahmet Ertegün
 Dünya çapında birçok müzik prodüksiyonuna imza atan Ahmet Ertegün'ün New York'ta kurduğu Atlantic Records'un ilk albumü 1948'de piyasaya çıktı. Rock'n Roll'un müzik piyasasında yerini almasında önemli rol oynayan Atlantic Records, 1959'da ilk Grammy ödülünü aldı. Ahmet Ertegün Led Zeppelin, Bee Gees, Yes gibi önemli rock gruplarının prodüktörlüğünü yaptı ve 14 yıl boyunca The Rolling Stones ile beraber çalıştı. İlerleyen yıllarda başka tarzda müzik yapan gruplarının da prodüktörlüğünü üstlenen Ahmet Ertegün; Roberta Flack, ABBA, AC/DC, Genesis, Steve Nicks, The Manhattan Transfer, The Blues Brothers, INXS, Tori Amos ve Phil Collins gibi kendi tarzlarında öncüsü olan isimleri Atlantic Records'a dahil etti. Yalnız müzik dünyası ile kalmayıp sanatın pekçok dalında ünvan ve ödül sahibi olan Ahmet Ertegün Berklee College of Music'ten doktora aldı. Efsane müzik adamı Ertegün, 14 Aralık 2006'de ABD'de yaşamını yitirdi.
Arif Mardin
 Dünyaca ünlü müzik yapımcısı ve besteci Arif Mardin yaşamı boyunca müzik endüstrisine yaptığı katkılarla müzik dünyasının Oscar'ı sayılan Grammy'de tam 11 kez (2 kez "Yılın Yapımcısı" olmaz üzere) ödül kazandı. Bee Gees, Bette Midler, Diane Ross, Aretha Franklin, Barbra Streisand, Phil Collins, Jewel, Chaka Khan ve son olarak Norah Jones gibi çok sayıda ünlü sanatçı ile çalışan, prodüksiyon ve müzik aranjmanlarını yapan Arif Mardin, başarılarından ötürü 40'ı aşkın altın ve platin plağın yapımcısı oldu. Bu alanda pek çok kez onurlandırılan Arif Mardin, müzik endüstrisine önemli katkılarından dolayı Şubat 2001'de NARAS (National Recording Academy of Arts and Sciences) "Yaşam Boyu Başarı Ödülü"nü aldı. Arif Mardin, Berklee College of Music'te Quincy Jones bursuyla okuduktan sonra bir sene boyunca aynı üniversitede öğretmenlik yaptı ve Berklee College of Music tarafından "onursal doktora" ünvanı ile şereflendirildi. Arif Mardin, 25 Haziran 2006'da 74 yaşında New York'ta hayatını kaybetti.
Süheyl Denizci
 TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası kurucularından olan Süheyl Denizci, müzğie genç yaşta piyano ile başladı. 1950'lerin sonlarından itibaren kendi grubunu da kuran Denizci, yurtdışında da çok sayıda festivale katıldı. 1982 yılında, kurulmasında da büyük emeğinin geçtiği TRT İstanbul Hafif Müzik ve Caz Orkestrası şefliğine atandı. 15 yıl kesintisiz süren yoğun bir çalışma dönemi sonunda Orkestrayı teknik, müzikal ve repertuar olarak uluslararası standarda ulaştıran Süheyl Denizci, 15 Şubat 1997'de emekli oldu. Emekliliğinin ardından orkestra şefliğinin yanı sıra piyano, tenor saksafon, flüt ve vibrafon da çalan Süheyl Denizci, zaman zaman Orkestranın teknik ve repertuar çalışmalarını yönlendirmeye ve yönetmeye de devam etti. Süheyl Denizci, 25 Mart 2007'de, 75 yaşında hayatını kaybetti.
Muvaffak "Maffy" Falay
 1956 yılında Ankara'da çalıştığı bir kulüpte daha sonra Amerika'ya taşınmasını salık veren Dizzy Gillespie'yi büyüleyen Muvaffak "Maffy" Falay, Türkiye'nin ünü ülke sınırlarını aşan ilk solo caz sanatçısıdır. 1960 yılında Almanya'ya giden ve burada Kurt Edelhagen Orkestrası ile çalan Maffy Falay, daha sonra Quincy Jones, Bernt Rosengren ve Don Cherry gibi sanatçılarla çalışma imkânı bulduğu ve "Swedish Radio Jazz Group"'a kabul edildiği İsveç'e taşındı. 1970 yılında Dizzy Gillespie Reunion Orchestra' ya katılan sanatçı, grubu Sevda ile geleneksel Türk müziğini caz müziği ile birleştirmeyi denemiş ilk sanatçılardandır.
Cüneyt Sermet
 Cumhuriyet döneminin ilk mimarlarından Tahsin Sermet'in oğlu olan Cüneyt Sermet, caz müziği ile Robert Kolej'de okuduğu yıllarda tanışmıştır. Konservatuar eğitimi dışında kendi kendini de yetiştirmiş bir “autodidact” olan Sermet, 1945-52 yılları arasında kurduğu caz grupları ve orkestraları ile Türkiye'de modern caz müziğinin temellerini atmış; pek çok müzisyen de yetiştirmiştir. Daha sonra kendini hocalığa ve müzik eleştirmenliğine adayan Sermet, 1959 yılından itibaren Boston'daki dünyaca ünlü Berklee Konservatuarı'nın Türkiye temsilcisi olarak da hizmet vermiştir. Yazıları çeşitli büyük gazetelerde düzenli olarak yayınlanan Sermet, 1965 yılında TRT Ankara Radyosu Batı Müziği Bölüm Müdürü görevine atandı. 1968'de Paris'e yerleşmesine rağmen 1976 yılına kadar Ankara Radyosu'na adeta ders mahiyetinde klasik ve caz müzik programları yollamaya devam etti. Dünyaca ünlü piyanistimiz Hüseyin Sermet'in de babası olan Cüneyt Sermet, şu anda eşi ile Didim'de yaşamaktadır.
Selçuk Sun
 Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli müzisyenlerden biri olan Selçuk Sun 1934 yılında İstanbul'da doğdu. Ankara Devlet Konservatuarı kontrbas bölümünden mezun olduktan sonra caz çalmaya ilk olarak Muvaffak “Maffy” Falay ile başladı. Bugüne kadar birlikte çaldığı isimler arasında Dizzy Gillespie, Phil Woods, Joe Gordan, Frank Rehak, Ernie Wilkens ve Quincy Jones bulunmaktadır. 1958'de Ankara'da Dave Brubeck Quartet ile konser verdi. Bu konserleri takiben ABD Berklee School of Music'ten burs aldı ama askerlik nedeniyle gidemedi. 1961'de Kopenhag'ın ünlü kulüplerinden Mon Marte'da altı ay süreyle efsanevi piyanist Bud Powell ve ünlü tenor saksofoncu Lucky Thompson ile birlikte çaldı ve yine aynı yıl Stockholm'de yapılan “Genç Kontrbasçılar” yarışmasında Nils Petersen'in ardından ikinci oldu. 1962'de evlendi ve Türkiye'ye döndü. Sun, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'na girdi ve 1980'de buradan emekli oldu.
Ayten Alpman
 Sevim-Sevinç Tevs kardeşler, Rüçhan Çamay, Ayten Alpman... 1940'ların sonundan itibaren Türk kadın vokal sanatının kare ası... Alpman'ın etkin bir yorumcu olarak yaşamını sürdürmesi, Türk cazı adına büyük bir şans. 20 Kasım 1930 Yeşilköy doğumlu Alpman'ın, sesinin güzelliği okul yıllarında İlham Gencer tarafından fark edildi. 1949 yılında İstanbul Radyosu'nun açılışıyla birlikte İlham Gencer topluluğuyla profesyonel olarak şarkı söylemeye başladı. Radyoda ilk söylediği parça, "You Are Always In My Heart"tı. Caz şarkılarında yoğunlaşmasını öneren kişi ise Arif Mardin oldu. Alpman, 1953'te İlham Gencer'le yaşamını birleştirdi, iki yetenekli çocukları dünyaya geldi: Ayşe ve İlhan. Ayşe Gencer cazı, İlhan pop müziği seçecekti daha sonra. Ayten Alpman'ın ilk taş plağı, 1959 yılında çıktı. Bir yüzünde "Sayanora", diğerinde "Passion Flower" adlı o dönemin iki gözde parçasının yorumları yer alıyordu. 1960'ta İlham Gencer'den ayrıldı ve İsmet Sıral Orkestrası ile çalışmaya başladı. Judie Christie'ye benzer tekniği ve buğulu alto sesiyle büyük beğeni topladı. 1963'te müzik eğitimi için gittiği İsveç'te Ella Fitzgerald, Duke Ellington ve Quincy Jones gibi caz efsaneleriyle tanıştı. Üç yıl sonra Türkiye'ye döndüğünde bambaşka bir müzik ortamıyla karşılaşacaktı: Folk-caz, folk-pop gibi halk türküleri uyarlamaları ve "aranjman" denen devşirme müzik! Düş kırıklığına uğrayan Alpman, bir süre caz söylemek için dirense de Fecri Ebcioğlu'nun ısrarıyla Türkçe söylemeye başladı. Sezen Cumhur Önal ile yaptığı birkaç 45'likten sonra 1968'de Süheyl Denizci'nin piyanisti Ümit Aksu ile evlendi. Aksu'nun onun için bestelediği "Yalnız Kadın", dönemin nitelikli parçaları arasındaydı. İlk büyük çıkışını Ebcioğlu ile plak yaptıkları "Sensiz Olamam" ile gerçekleştirdi. 1972 yılında, Mireille Mathieu'nün bir parçasını Fikret Şeneş'in sözleriyle kaydetti ama gereken ilgiyi görmedi. "Bir Başkadır Benim Memleketim" adlı bu şarkı, 1974 Kıbrıs çıkarması sırasında TRT'de sık çalınmaya başlayınca simge haline geldi. Aynı adlı albüm ve 1976'da çıkan "Ben Böyleyim", sanatçının belli başlı iki LP'si... 1995'te ses tellerinde oluşan nodülden ameliyat olan Alpman, 1999'da en sevilen şarkılarını kapsayan bir CD'yi Ada Müzik'ten çıkardı. Sanatçı, yıllanmış şarap örneği ballanan sesini duyurmayı son albümü Bir Başkadır Ayten Alpman ile sürdürüyor ve cazdan kopmadan...
Hülya Tunçağ
Rüçhan Çamay
 Rüçhan Çamay'a ulaşabilmek tıpkı yıllarca kutusunda sakladığımız çok değerli bir mücevheri gün ışığına çıkarmak gibi bir duyguydu. İşte bu mücevher, 1931 Mayıs'ında İstanbul'da dünyaya geldi. Müzik öğretmeni Celal İnce sesini ve yeteneğini keşfeden ilk kişiydi. Ankara Konservatuarı'nda piyano ve şan öğrenimi görüyorken, Ankara Radyosu'ndaki Sevim ve Sevinç Tevs kardeşler ve Ella Fitzgerald'ın olağanüstü yorumlarından etkilendi. Konservatuarda yasak olmasına rağmen ünlü piyanist Erdoğan Çaplı'nın teşvikiyle caza yöneldi. Henüz on yedi yaşındayken Ankara Radyosu'nda caz söylemeye başladı. 1947 yılının yazında dönemin tanınmış organizatörü Gregor'un annesini ikna etmesiyle Taksim Belediye Gazinosu'nda şarkı söylemeye başladı. Böylece Şantöz Delisyö ya da Şantöz Ruşan adıyla bir Belçikalı kimliğinde sahneye adım atmış oluyordu. Starlığa yükselmişti. Ancak Türk olduğu çok geçmeden anlaşıldı ve orkestra şarkıcısı olarak devam etti. 1950'de, İstanbul Radyosu'nda Şerif Yüzbaşıoğlu orkestrası eşliğinde Rüçhan Çamay ve Arkadaşları adıyla caz programları yapmaya başladı. 1952'de Amerikalı sanat ajanı William Morris'in çağrısı üzerine New York'a giderek Mezonette adlı kulüpte çalıştı. İstanbul'da kalbini bıraktığı yönetmen-prodüktör Turgut Demirağ'dan evlenme teklifi alınca aşk kazandı ve İstanbul'a dönüp Demirağ ile evlendi. 1968'de, SBC stüdyodan Art Linkletter'ın ev partisine şarkı söylemek üzere Linkletter tarafından davet edildi ve orada bulunan müzik eleştirmenlerince Amerika'da kalıp kariyerini sürdürmesi önerildi. Ailesini İstanbul'da bırakması söz konusu olamazdı. 1960'ların sonunda pop müzikte Türkçe sözlü şarkılar modası başlamıştı. Fecri Ebcioğlu'nun önerisiyle (tıpkı Ayten Alpman'da olduğu gibi) onun "Gölgen Yeter Bana" adlı parçasını 45'lik plak yaptı. Kızı Melike Demirağ'ın eşi Şanar Yurdatapan'ın bestesi "Para Para Para"yı çıkardı. Bu 45'lik, o yılların gözde ve çok satan plakları arasına girdi. Ne yazık ki cazla pek uğraşamıyordu. En önemlisi bu çok özel sanatçının müzikten yavaş yavaş uzaklaşmasıydı. Yaşamında başka öncelikler vardı ama caz bir virüs gibidir, kanınıza girince kolay kolay atamazsınız. İşte Rüçhan Çamay'ın kendi anlatımıyla bu duygu: "Caz çok güzeldi. Çok zevkle yaşanmış cazlı günlerimi, anılarımı hep sıcak tutacağım."
Hülya Tunçağ
Tuna Ötenel
15. Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" bu yıl, 60'lı yıllardan bu yana Türkiye'de caz müziğinin tanınması ve benimsenmesinde büyük katkılarda bulunan Tuna Ötenel'e verilecek. Kendisi, piyano, bas, davul ve saksafon gibi birçok müzik âletini büyük bir ustalıkla çalar. Türkiye'de caz müziğinin sevilmesinde de büyük payı vardır.
Her şeyi çalıyor, çünkü Bulgar göçmeni Ahmetoğlu Cevdet Bey'in oğlu Tuna, çocukluğundan beri müziğin içindeydi. O adını Tuna nehrinden almıştı, babasına Ötenel soyadı ise, keman çalarken kuş sesleri çıkarttığı için verilmişti. Dinlediği melodiyi ânında ezberleyen Tuna'ya konservatuardaki arkadaşlarının taktığı "şeytan kulak" lakabını da unutmayalım. Küçük yaşlarda babasından piyano dersleri alarak müziğe başlayan Ötenel, 5 yaşında babasının yemek ve dans müzikleri yapan orkestrasına eşlik etmeye başlamış. Daha o zamandan, yalnızca piyano değil, çeşitli vurmalı çalgılar ve davul da çalarmış. Sonuncusunu, boyu yetişmediği için, ayakta. Oturduğu zaman da, çaldıkları yerdeki insanlar, davulda kimse yok sanırmış.
Biraz büyüyünce, bütün öğretmenleri kendisine hayran ederek, Ulvi Cemal Erkin ile Ferhunde Erkin'in öğrencisi olduğu Ankara Devlet Konservatuarı sınavını kazandı. Ne yazık ki, caz müziğini sevmeye, kafasını caza yormaya da başlamıştı! Notlarının hepsi iyi olduğu halde Konservatuar'dan uzaklaştırıldı. 1964'te Metin Gürel orkestrasıyla profesyonel oldu. Saksofon çalmaya da 1968'de başladı. "Cazı ondan öğrendim," dediği Gürel'in kendisine bir alto saksofon hediye etmesiyle önünde kapılar açıldı.
Türkiye'nin ilk caz plağı olan, gitarda Kudret Öztoprak ve davulda Erol Pekcan'ın yeraldığı 1978 yapımı "Caz Semai"de o da piyano ve saksofon çalıyordu. Pierre Michelot ve Philippe Combelle'in eşliğinde Fransa'da kaydettiği "Vian Köpüğü-L'Ecume de Vian", 1998'de Aura Records'un ilk plağı olarak çıktı. 2000 yılında Fransa'da, yine aynı kadroya ilaveten trombonda Brezilyalı Raul De Souza eşliğinde "Voyageur"ü yaptı. Bunu, 2005'teki "How Much Do You Love Me?" izledi.
Yeteneğine ve ustalığına rağmen, Türk cazcılara Türkiye'de reva görülen kayıtsızlık yüzünden kendini sık sık yalnız hissettiğini sandığımız Tuna Ötenel umarız Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü ile dostları ile dinleyicilerinin onu ve yeteneğini ne kadar takdir ettiğini anlar.
Sevin Okyay
İlhan Mimaroğlu
Besteci, müzik eleştirmeni, radyo programcısı, yazar İlhan Mimaroğlu, 1926'da İstanbul'da doğdu. Cumhuriyetin kuruluş döneminin ünlü mimarlarından olan babası Kemalettin Bey'in erken ölümü üzerine üvey babasının evinde büyüdü. 1945'te Galatasaray Lisesi'ni, 1949'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ankara'da bir süre Hayrullah Duygu'nun klarnet öğrencisi oldu. Bu dönemde hazırladığı radyo programlarının yanı sıra müzik yazıları yazmaya başladı. Kendisini tümüyle müziğe adayan Mimaroğlu, 1955'te Rockefeller bursuyla New York'a gitti ve Columbia Üniversitesi'nde Paul Henry Lang'in müzikbilimi, Douglas Moore'un kompozisyon sınıflarına katıldı. 1958'de Türkiye'de yayımlanan ilk telif caz kitabını yazdı. 1959'da ise New York'a tümüyle yerleşti, ama Türkiye'den hiç kopmadı. İstanbul ve Ankara radyolarında başlattığı "Çağımızın Bestecileri" programını New York'tan sürdürdü ve ayrıca caz programları hazırladı. New York sanat ortamında hemen değeri anlaşılan Mimaroğlu, The Record Hunter plak şirketinde repertuar uzmanı oldu. Ayrıca, ünlü Voice of America radyosunda sanat eleştirmenliğine başladı. Müzik ufkunu daha da açmak üzere 1963'ten başlayarak Columbia Üniversitesi'nde Vladimir Ussachevsky'den ders görerek "elektronik müzik"te sanat alanında yüksek lisans derecesini aldı. Bu arada, Edgar Varese ve Stephan Wolpe ile kompozisyon çalıştı. Daha sonra yine Columbia Üniversitesi'nde elektronik müzik dersleri vermeye başladı. Ertegün kardeşlerle otuz yılı aşkın süreyle çalıştığı Atlantic plak şirketinde, özellikle kendi bakış açısını yansıtarak, Freddie Hubbard, John Coltrane ve Charles Mingus gibi usta avangart müzisyenlerin önemli albümlerinin yapımcılığını üstlendi. Atlantic plak şirketindeyken, hem kendinin hem de John Cage, Karlheinz Stockhausen gibi çağdaş bestecilerin eserlerini plak olarak yayımlayan Finnadar logosunu yarattı. 1968'de Fransız Radyosu'nun çağrısı üzerine Müzik Araştırmaları Merkezi Stüdyosu'nda çalışmalarını sürdürdü. 1969'da Fellini'nin "Satyricon" filminde, yönetmenin favori bestecisi Nino Rota'nın yanı sıra Mimaroğlu'nun besteleri de yer aldı. 1971'de Guggenheim Ödülü'nü kazandı. Amerikan Besteci Yazar ve Yayımcılar Birliği ASCAP üyesi olan sanatçı, 1990'lardan başlayarak gazetelerde müzik yazıları ve denemeler yazdı. Cumhuriyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerine New York'tan gönderdiği yazılarıyla sıra dışı sanat düşüncelerini Türk okurlarıyla paylaştı.
Müziğe bakış açısına gelince; İlhan Mimaroğlu, "Öncü Müzik" anlayışı içinde atonalitenin "çağrışımlara uygun düştüğü" görüşündedir. Elektronik yapıtlarını konvansiyonel stüdyo ortamına göre gerçekleştirerek, elektronik gereçlerle kısıtlanmaktan kaçınmış ve tını renklerine önceliği vermiştir.
Hülya Tuncağ
Hülya Tunçağ
Uluslararası İstanbul Caz Festivali'nin 2002'den beri, caz dünyamıza önemli katkıda bulunan isimlere lâyık gördüğü "Yaşam Boyu Başarı Ödülü" bu sene, 40 yılı aşkın bir süredir Türkiye'de caz müziğinin tanınması, sevilmesi ve benimsenmesinde önemli rol oynayan kıdemli bir radyo programcısına, bana da caz zevkini ilk aşılayan kişi olarak bir gönül borcum bulunan ünlü yapımcı Hülya Tunçağ'a veriliyor... İzmir Radyosu kökenli olmasına karşın, 1993'ten beri İstanbul Radyosu'nun bir "dış yapımcı"sı olarak, ayrıntılı bilgiler içeren caz programlarını özenle hazırlamaya ve dingin ses tonuyla sunmaya devam eden sevgili Hülya'yı sizlere biraz daha yakından tanıtmaya geçmeden önce, ortak tutkumuz "radyoculuk"tan biraz olsun söz etmem gerekli sanırım...
Bir zamanlar evlerimizdeki tek eğlence kaynağı olan radyo ne yazık ki artık eskisi kadar popüler değil; tıpkı sinema gibi, o da "aptal kutusu" televizyonun çağdaş sosyal ve kültür hayatındaki ezici hükümranlığına yenik düştü. Üstelik 2000'li yıllarda gençler, istedikleri şarkıyı Internet'ten MP3 çalarlarına anında indirme, biraz daha meraklı olanlar ilgi duydukları müzisyenlerin hayat öykülerine yine Internet'ten kolayca ulaşma şansına sahipler. Oysa benim büyüdüğüm 1960 ve 70'lerde, ya da radyo programcılığına başladığım 1990'larda bu tür olanaklar, kolaylıklar yoktu. Hele 1985 öncesine, müzik kayıtlarına CD'ler yerine, Türkiye'de pek azı piyasaya sürülen 45 ve 33 devirli plaklar aracılığıyla erişildiği dönemde, radyo vazgeçilemez bir dosttu. Bizler o günlerde FM bandı, özel radyo nedir bilmezdik; devletin resmi yayın organları olan, "uzun dalga"dan yayın yapan ve tüm Türkiye genelinde dinlenebilen Ankara Radyosu, "orta dalga"dan kendi bölgelerine yayın yapan İstanbul ve İzmir radyoları ve bunlardan da önemlisi, her gün akşam saatlerinde sadece çok sesli müzik yayını yapan (bir bakıma Radyo 3'ün öncüsü sayılan), 1 kw gücündeki o parazitli "il radyoları" müzik zevkimizi şekillendirmekteydi. Ve "radyoculuk" o dönemlerin en popüler mesleklerinden biriydi. TRT'nin 1964'te kurulmasından önce, her gün evlerimize sesleriyle konuk olan, Türkiye Radyoları'nın "ünlü" program yapımcıları arasında ilk akla gelenler, (İstanbul Caz Festivali'nin daha önce onurlandırdığı) dönemin unutulmaz caz programcıları İlhan Mimaroğlu ve Cüneyt Sermet'le; o günlerin popüler müziklerini (bazen sınırlı olanaklar gereği tekrar tekrar) mikrofona getiren Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur Önal, Aykut Sporel, Engin Arman gibi efsanevi isimlerdi. Bizlerse, onlardan sonra gelen kuşağı, İzzet Öz'leri, Yavuz Aydar'ları, Cem Gökmen'leri pilli transistorlu cep radyolarımızdan dinleyerek büyüdük. İşte o "genç" kuşağın tek caz yapımcısı olarak belleklerde ayrıcalıklı bir yer edinen Hülya Tunçağ da, 40 yıldan beri Türkiye'de cazın sevilmesine en önemli katkıda bulunmuş radyocudur hiç kuşkusuz. Tabii ki, programları aracılığıyla cazla tanışıp keyif almamı sağlamasından ve bir bakıma hayatımı değiştirmesinden 20 yıl kadar sonra, onunla İstanbul Radyosu'nun emektar stüdyolarını meslektaş olarak paylaşmaya başlamam da ayrı bir gurur vesilesidir benim için...
Balıkesir'de doğan Hülya Güngör (Tunçağ), müziği ve sinemayı çok seven kalabalık bir aile ortamında büyüdü. Kendi deyimiyle çocukluğundan beri "müthiş bir radyo dinleyicisi"ydi. Müzisyen ağabeyleri Necdet ve Kaya Güngör'ün izinde yürüyerek, bir yandan Ankara Radyosu'nun Batı Müziği Bölüm Şefi olan Cüneyt Sermet'in "Caz Müziği" adlı açıklamalı programlarına, öte yandan kısa dalgadan yayın yapan Amerika'nın Sesi radyosunun caz programlarına merak sardı. İzmir Karşıyaka Kız Lisesi'nden mezuniyetinin ardından, 1967 yılında, İzmir Radyosu'nun Bülent Özveren'in önderliğinde kurulacak Hafif Batı Müziği Servisi için açtığı sınavı, Sebla Özkantarcı (Özveren), Ümit Tunçağ, Ali Kocatepe, Bülent Gül ve Renin Faralyalı (Batıgün)'le birlikte kazandı. Yaşamındaki dönüm noktası ise, İzmir Radyosu'nda düzenlenen iki aylık kursun eğitmeni de olan Cüneyt Sermet'le tanışmasıydı. Hülya'nın caza olan ilgisini hemen fark eden üstad, kursa katılan genç yapımcı kadrosundan bir tek onu caz programcılığına yönlendirmişti. Böylece Ocak 1968'den itibaren yarım saatlik ilk caz programlarını hazırlamaya başladı. İzmir Radyosu'nun ilk açıklamalı caz programı olan 36 dizilik "Doğuşundan Günümüze Dek Caz" programıysa 1970 yılında yayına girdi. 1972'de, radyodan arkadaşı Ümit Tunçağ'la hayatını birleştirirken, TRT Radyo 3'de hala Cumartesi geceleri yayınlanmakta olan, yeni kayıtları, modern albümleri tanıttığı en uzun soluklu programı "Günümüzde Caz"ı hazırlayıp sunmaya da başladı. Aslında yıllar boyunca uzmanlaştığı caz dışındaki müziklere de ilgi duyduğundan, radyo kariyerinin ilk dönemlerinde rock ve film müziği programları da hazırlamıştı...
Tunçağ çiftinin 1975 yılında, Tan adını verdikleri bir oğulları oldu. Anneliğini radyoculukla beraber yürüten Hülya, o arada üniversiteye de girdi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Müzikoloji bölümünden (1981) ön lisans, aynı üniversitenin Sinema-Televizyon-Fotoğrafçılık bölümünden (1988) lisans diploması sahibi oldu. 1993'te kadrolu yapımcı olarak çalıştığı TRT'den emekliye ayrıldıysa da, o günden bu yana TRT Radyo 3'de, önce İzmir, daha sonra da İstanbul Radyosu'na bağlı bir "dış yapımcı" olarak çeşitli müzik programları hazırlayıp sunmayı sürdürdü. Bir süre TV yapımcılığına da soyunan Hülya, 1994-95 yıllarında TRT-2'de, önce eşi Ümit Tunçağ ile, daha sonra tek başına "Caz Müziği" adlı programı hazırladı ve sundu. Pera Güzel Sanatlar Okulu'nda "Caz Tarihi" (1997-98), Akademi İstanbul'da "Radyo Programcılığı" ve "Caz Tarihi" (1998-2003), Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat Tasarım Bölümü'nde "Caz Tarihi" (2003) dersleri veren; Jazz dergisinde caz müzisyenleriyle yaptığı söyleşileri ve bir süredir "Günümüzde Caz" başlığı altında makaleleri yayınlanan Hülya, 1997 yılında Arto Tunçboyacıyan ile Aydın Esen'in ortak albümlerinin prodüktörlüğünü üstlendi ve Ada Müzik için "Türk Caz Tarihi"ni belgeleyen (henüz piyasaya sürülmeyen) bir kitap-CD seti projesi hazırladı. 1995-98'de "İstanbul Caz Derneği"nin başkanlığını, 1994-98'de İzmir Avrupa Caz Festivali'nin danışmanlığını yapan Türkiye'nin en kıdemli caz prodüktörü, TRT Radyo 3 için hazırladığı programlar dışında, 1995-96'da Açık Radyo'da "Ekinoks" programını, 1996-97'de Yapı Radyo'da, 2006-07'de ise NTV Radyo'da "Lady Blue" adlı programlarını hazırladı ve sundu. Eşinden 1997 yılında ayrılmasına karşın Tunçağ soyadını kullanmayı sürdüren Hülya, o tarihte İzmir'i terk edip İstanbul'a yerleşti. On bir yılın ardından 2008'de İzmir'e geri döndüyse de, ani bir kararla, 2009'un Nisan ayında Bodrum Bitez'e yerleşen Hülya, 2005 yılından bu yana da İstanbul Caz Festivali'nin Danışma Kurulu üyelerinden biri...
Bu yazıyı, caz sevgisini sadece radyo programlarıyla değil, her fırsat bulduğunda sohbet, seminer ve atölye çalışmaları aracılığıyla, onu yıllardır tatlı sesinden tanıyan cazseverlerle yüzyüze paylaşmaktan da büyük zevk alan ve son olarak Akbank Caz Festivali'nde, ortak tutkularımız olan "Caz ve Sinema" üzerine çok keyifli bir sunum/sohbeti paylaştığımız sevgili Hülya'nın kendi sözleriyle bitirmek istiyorum: "Binlerce dinleyiciyle müziği ve bilgiyi paylaşmanın zevki hiçbir şeyde yok. (Radyonun) modası asla geçmez... Kendimi her zaman çok şanslı görmüşümdür. Çünkü biraz da rastlantıyla bu mesleği seçtim... Her program bir dünyadır aslında. Bizim mesleğimiz herhalde doktorluk gibi. Öğrenmenin sonu yok. Her zaman bir şey öğreniyorsunuz. Hiçbir zaman memur gibi düşünmedim kendimi... Biz TRT'de hiç şımartılmadık. Beklentimiz yoktu ama hep eleştiri beklemişimdir. Bazen hiç umulmadık bir anda ve mekânda bir dinleyicinizle karşılaşıyorsunuz. O insanın hayatını etkilemiş olduğunuzu anlayarak çok mutlu oluyorsunuz... Radyoyu hiç bir şeye değişmem. Aslında farkında olmadan dinleyiciyle birebir beraber oluyorsunuz. Televizyon gibi değil, çok özel ve bence çok ölümsüz. Yerini kolay kolay hiç bir şey tutamaz."
Ali Sönmez
(Bu yazının hazırlanmasında, Hülya Tunçağ ile farklı tarihlerde gerçekleştirdikleri söyleşilerinden yararlandığım değerli caz dostları Tunçel Gülsoy, Orhan Kahyaoğlu, Seda Binbaşgil ve Devrim Dikkaya'ya teşekkür ederim.)
TRT'de hazırladığı programlar:
1968-1969 MÜZİK KUTUSU (Radyo 1)
1968-1971 CAZ ALBÜMÜ (Radyo 1)
1970-1971 DOĞUŞUNDAN BUGÜNE DEK CAZ (Radyo 2)
1970-1975 FİLM MÜZİKLERİ (Radyo 3)
1971-2010 GÜNÜMÜZDE CAZ (Radyo 2; 1972'den sonra Radyo 3)
1975-1986 MÜZİK ŞÖLENİ (Radyo 2)
1978-1994 POP-CAZ (Radyo 3)
1980-1985 CAZ USTALARI (Radyo 3)
1993-2006 GECE VE CAZ (Radyo 3)
1997-2005 YAŞAYAN CAZ (Radyo 3)
2009 (ilk 3 ay) EKİNOKS (Radyo 3)
|
|
|
|